Borsada Farkındalık ve Strateji

"Nasıl kazanılabilir" konusunu biraz irdelemek, farkındalık yaratmak ve strateji tespitine yönelik faydalı olabilecek hususları belirtmek istiyorum.

"Borsa Serüvenim" başlıklı yazımda ayrıntılarıyla anlattığım gibi yıllar önce ben de borsaya önce para kazanmak için girdim. Maaşlı birinin maaşının dörtte/beşte biri kadar bir parayı hisse alıp satarak kazanmasını büyük bir olay olarak kabul etmek gerekmektedir. Örneğin bütün birikimi 3000 lira olan bir kişi bir hisse alır. Hisse yüzde 5 kazandırdığında karı 150 lira yapar ve maaşının beşte ya da 8 de birine karşılık gelebilir. Eğer bu yüzde 50, yüzde 100 veya üzeri olursa aylar-yıllar içerisinde zorlukla biriktirmiş olduğu paranın nasıl değerlendiğini düşünebilir misiniz? İşte bu onlar açısından çok büyük bir mutluluktur. Hele bir de şansı yaver gider ve bire on, bire otuz kazanırsa sonuç mutluluktan uçmak, dünyaları kazanmak gibidir onun için. Bu nedenle küçük yatırımcılar çoğunlukla tiyolar peşinde koşarlar. Borsa sitelerinde kimin söylediği kazandırıyor, kimin dediği ne oldu, borsa dergilerinden, hangi şirket ne kadar kar dağıtmış, satın alacakmış ve çok da anlarmış gibi bilançosu nasılmış benzeri sorulara cevap aramaya çalışır. Spekülatif hisselere ellerinde avuçlarında ne var ne yoksa yatırırlar. Bunun adı "ya herro ya merro"dur. Artık O, "ya çıkacak ya batacak"tır.

Kendimizi olaydan soyutlayarak bakmaya çalışalım. Burada bire on kazanmayı hayal eden yatırımcı kendisinin kazanırken başkalarının kaybetmesi gerektiğini bilmiyor mu? Amiyane tabirle "bal gibi biliyor". Peki kaybedince niye üzülüyor? Başkalarını suçluyor? Kendisine hisse aldıranlara kızıyor? (Bunların hepsini ben de yaşadım, ama şimdi kendi eski hallerimi gülerek hatırlıyorum, kızdığım insanlar da haklarını helal etsinler, hakkım yokmuş.) Şüphesiz "hamama giren, terler". Başka bir ifade ile de "su testisi su yolunda kırılır". Bu hayal dünyasında gezinen insanlarımız başlarını kaldırıp çevrelerine bir baksalar, acaba bu işten kendi hayal ettiği gibi kar eden, köşeyi dönen kimler var diye, kaç kişi bulabilirler? Gerçi saf ya da kumarbaz küçük yatırımcılar olmasa, piyasa yapıcılar (ben böyle adlandırıyorum) olmasa likidite ve piyasa nasıl sağlanacak ki?

Herkesin aklı satılığa çıkarılmış, herkes gidip kendi aklını almış derler. Madem böyle, burada yalnızca kendi fikirlerimi kendime anlatacağım. Faydalanmak isteyen alır.
Bir kişi çıksa ve her söylediği defalarca gerçekleşse, siz de buna şahit olsanız ne yapardınız? Ya da "Echelon Conspiracy" filminde olduğu gibi bir şekilde size ulaşan bir cep telefonundan gelen mesajların gerçekleştiğini görseniz tepkiniz ne olurdu? Henüz bu iki olasılığın sonuçlarını irdelememiş olsak da mutlu sonla biten Türk filmlerine benziyor diyebiliriz. Konuyu biraz farklı bir yönden ele alalım. Amerikan dizilerinden (yabancidiziizle.com) olup, çok tutulan ve ilk 10 bölümü yayınlanan "Flashforward" dizisinde olduğu gibi 6 ay sonraki hayatınızdan 137 saniye görmüş olsaydınız ne olurdu? Gördüğünüz 137 saniyelik fragmanın iyi ya da kötü olmasına göre hayatınızın ve görüşlerinizin nasıl değişebileceğini bir hayal ediniz. Şimdi olasılıkları değerlendirelim:

Seçenek 1: Beş ay sonra bir trafik kazasında öldüğünüzü gördünüz. Yine tiyo peşinde koşar mıydınız? Yoksa dizi filmdeki bir poliste olduğu gibi buna inanmaz "kendi kaderimi kendim yazarım" saçmalığı ve iddiasına girip intihar mı ederdiniz? Ya da kaçınılmaz sona hazır olmak için kendinizi dine verir, ölmeden Yaratan'la bütünleşmeye mi çalışırdınız?

Seçenek 2: Kendinizi özel uçağınızda Bangkok'a tatile giderken gördünüz. Güzel hayalleri size bırakayım.

Seçenek 3: Kendinizi pejmürde bir kıyafetle bir pazar yerinin çöplüğünde yiyecek ararken gördünüz. Sağlıklı olduğunuza şükreder, kapı kapı iş mi arardınız? Yoksa isyanlara oynayıp daha da batmak mı isterdiniz? Hayal dünyasında biraz gezindikten sonra gerçeklere gelelim.

Düşünsel emeklerle zenginleştirilmiş teorik altyapıya sahip olmayan hiçbir eylemin başarıya ulaşma şansının bulunmadığını söylemek fazla iddialı bir söz olmasa gerektir. Olayların akıntısına kapılanlar için eksik strateji söz konusu değildir. Onlarda apaçık bir "strateji yokluğu" hakimdir. En kötü strateji (yöntem, sistem, prensip gibi ne isim verilirse verilsin) strateji yokluğundan daha iyidir. Kötü de olsa bir stratejiden bahsedebilmek için durumsal farkındalığa sahip olmak da mutlak bir gereklilik olarak görülebilir. Belki grafikler ve rakamlarla teknik incelemeler yapmak bir ihtiyaçtır. Bir ihtiyaçtır çünkü, durumsal farkındalığın iskeletini oluşturmaktadır. Ancak her şeyden önce bir nesnenin varlığını kabul etmek, bunun için de duyu organlarımızla bu nesneyi hissetmek, duymak, dokunmak, görmek, koklamak, beyin kıvrımlarımızın içindeki nöronlardan geçerken dentrit-akson yolculuğunu anlamlı bir hale getirmek gerekmektedir.

Bireysel farkındalığın yaratılması bireysel yatırımlar için önemli olmakla beraber, sosyolojik süreçlerde de toplumsal farkındalığın yaratılması önem arz etmektedir. Toplumsal yapının doğaya(doğuya) özgü ben yerine biz düşüncesine sahip çıkması refahın tabana yayılmasını sağlayabilir. Bu yayılma sağlanırken de birbirine saygı çerçevesinde "ağlayanın malı gülene yaramaz" ya da "üzerinde ah olan maldan uzak durun" prensiplerine sahip çıkmak gerekmektedir. Bu sınırlar içerisinde zati değeri olan enstrümanlara yatırım yapmak isabetli olur diye düşünülebilir. Gerçekte, yıllık faiz miktarının üzerinde kar elde edilirse, herhangi bir yatırımın amacına ulaştığı kabul edilmelidir.

Yatırımda isabet, toplumsal ve küresel trendleri iyi okumakla sağlanabilir. Bunun için de teorik altyapı, dikkatli gözlem ve bir ticaret adamında olması gereken cesaret, süratli ve doğru karar verme yetilerine ihtiyaç vardır. Profesörler bir maaşa talim edebilir, ama toplamayı parmakları ile yapanlar fabrikalara sahip olabilirler. Ancak geleceğin dünyası, daha çok sayıda toplumun dilini konuşan ve kültürünlerini tanıyan, iyi eğitim almış ve temel gereklere sahip nesillerce kurulacaktır. Rahmetli Sabancı'nın dediği gibi "nasip" bir anahtar ise, gayret ve kabiliyet de nasibin olmazsa olmaz iki yoldaşıdır.