BORSA SERÜVENİM

                Bir arkadaşım bana borsadan bir hisse aldırdı. Bu çok kazandıracak diye. Böylece ben de para piyasalarının bilinmeyen dünyasına girmiş oldum. Paranın dayanılmaz cazibesi beni bir daha bırakmadı. Kazandın mı diye sorarsanız, hep kaybettim. Ama niye bir türlü bırakamadım acaba diye çok düşündüm. Herhalde kötü bir alışkanlık kazanmış olmalıyım: borsa ve para.

                Bu ilk hisse alışımda önce biraz yukarı gitti ve kazanıyorum diye düşündüm. Sonra geri inince arkadaş bana zarar ettirmiş oldu. Bu işi sen yapıyorsan ben de öğrenir ve yaparım diye düşündüm. İlk borsa ile ilgili kitapları alıp okuduktan ve Metastock programı ile çalıştıktan sonra artık borsada kendi başıma hisse alıp satar ve para kazanırım diye düşündüm. İndikatörleri takip etmeye çalıştım. Hata ettim. Kaybettim.

                Bu ilk kitaplarla ve metastock programı ile işlem yapmaya çalışıp para kaybedince bu kitapların ve metastock programının yeterli olmadığını düşündüm. Aslında bilgi eksikliği vardı, ama ben paket program eksikliği olarak durumu değerlendirip yeni programlar elde etmeye çalıştım.

                Binlerce dolarlık programlar alınca artık kazanırım diye düşündüm. İnternette borsa sitelerinde yazarlık yapmaya başladım. Sanki kendim kazanıyormuşum gibi millete akıl vermeye çalıştım. Onlar beni gaza getiriyorlardı. Değerlendirmelerimde isabetler de vardı. Ancak ben kaybettim ve internette tanıştığım arkadaşlar buna bir anlam veremiyorlardı. Yine hata ettim.

                Haftalık ve aylık grafiklerden bakınca trendin yönünü biraz anlayabiliyordum, ancak günlükte zorlanıyordum. Daha iyi görebilmek için seans içi verilere ihtiyacım olduğunu düşündüm ve gerçek zamanlı verileri takip etmeye başladım. Bilmeden büyük bir dünyanın içine girmişim. Dağıldım. Hata ettim. Kaybettim.

                Acaba dedim, forex piyasalarını takip etmek mi doğru olacak? Bu sefer pariteler vs. ile uğraşmaya Metatrader programı ile forex piyasalarını takip etmeye çalıştım. Gördüm ki bu da ayrı bir dünya. Fibonacci oranları burada kurtarıcı olur mu diye düşündüm. Başaramadım. Dağıttım ve kaybettim. Yine hata ettim.

                Her kayıptan sonra kendimi sorguya alıyor, ben niye kaybediyorum diye düşünüyordum. Ancak bu son işlemden sonra piyasadan çekilip düşünmeye başladım. “Ben nerede hata ettim.” Bunca yıllık çalışmadan bir şey kazanamadan çıkmak ya da kaybederek çekilmek gururuma dokundu. 
                Tekrar başa döndüm. İlk yaptığım işleri tekrarlamaya başladım. Kitap ilk başvuru kaynağım oldu. Kitapları okudukça aslında onların doğru yazdıklarını gördüm. (Ne de olsa her birinin temelinde harcanan çok miktarda para, zaman ve emek vardır). Okumuş ancak anlamamıştım. Okumak ve bilmek demek içselleştirmek demek değilmiş. Bir sonuca ulaşmak için bilgi, emek ve tecrübe gerekir diye okumuştum. Bilgim varmış, ama bunun emek ve tecrübe ile içselleştirilmesi gerekiyormuş. Diğer bir ifade ile memur ve işçi çocuğunun ticareti öğrenmek için bir fırın ekmek yemesi, kaybetmesi ve sürünmesi gerekiyormuş. İngilizce metinlerde borsada alım satım yapanlara trader deniyor. Yani ticaret yapan kişi. Ben kimim ki ticaret yapacağım. Bu iş, pazarda simit ve poşet satmaya benzemiyor. Burası gerçek hayat, bu, hayatı kazanma kavgası. Ben de bilmeden aç aslanların arasına dalmışım.

            Kimi insanlar alım satım yapar, yani ticaret yapar para kazanır. Kimi insanlar bilgilerini, kimi insanlar da emeklerini satarak para kazanır. Kitap yazanların, borsa ile ilgili ahkam kesenlerin, millete akıl verenlerin ve para piyasaları ile ilgili yerlerde çalışanların bilgi ve emekleri ile para kazanmaya çalıştıklarını anladım. O kadar iyi biliyorlar ve para kazanabiliyorlarsa niye ücretli olarak değişik yerlerde çalışıyorlar ki! Bu satırları yüzlerinde acı bir gülümseme ile okuyanlar da olacak. Okuyup dalga geçmeye çalışacak ve bana inanmayacaklar da. Ama olsun, bunlar acı tatlı geçirmiş olduğum yıllarımın kısa bir özeti.

            Eksik Elliott bilgisi ile alım satım yapıp zarar edenler için Neeley “Ex-trader” ifadesini kullanıyor. Aslında gerek kendi hataları, gerekse de spekülatörler ve spekülatör grupları nedeniyle Türkiye’de çok miktarda bu piyasaya küsmüş insan var. Moralleri bozuk ve küskün olanların da tekrar borsaya kazandırılmaları gerektiğini düşünüyorum.

             Bunca emekten sonra benim ulaştığım sonuç Elliott Dalga Analizi ve Fibonacci sayı/oranlarıdır. Bunları iyi bilip, gerçek verilerle iyice çalışıp içselleştirmedikçe, sonrasında, sanal ortamda ciddiyetle yapılacak trading ile kar edilmedikçe, gerçek para ile piyasaya girmenin riskinin çok yüksek olacağını düşünüyorum. Burada bir miktar faydalı olabilirsem, en azından bu piyasaya giren insanların bir kısmının zarar etmelerini engelleyebilirsem mutlu olacağım.

Böyle bir alanda çalışma yapabilmek için konunun felsefesine inip çalışma yapmak gerekir diye düşündüm. Bu çerçevede bilgi, teori ve pratik kavramlarını öncelikle anlamaya çalıştım. Bilgi sorunu bilimsel bir sorundur ve gerekli olan, içtenlik ve alçak gönüllülüktür. Bilginin gelişme sürecini şu şekilde özetleyebiliriz. İnsan pratik sürecin başında çeşitli olguları, bunların tek tek aşamalarını ve dış ilişkilerini görür. Duyu organları ile yapılan algılamalar bir fikir ile birlikte zihinlerde bir takım izlenimler bırakır. Bu bilginin ilk aşamasıdır. Bu aşamada insan daha derin kavramlar oluşturamaz ya da mantığa uygun sonuçlara varamaz. İnceleme ile birlikte algıların sürekli tekrarı yani toplumsal pratiğin seyri insan zihnindeki bilgi sürecinde kavram kurulmasına neden olan ani bir değişime neden olur. Burada artık olgular ve şeylerin özlerinin, iç ilişkilerinin ve bütünlüklerinin farkına varılır. Farkındalık, insanı yargılama ve çıkarsama yapmaya götürür. Bir şey üzerine insanın bilgi edinme sürecinde kavram, yargı ve çıkarsama daha önemli bir aşamayı, akla uygun bilgi aşamasını oluşturur. Bilgi edinmenin amacı, algılama yoluyla düşünceye ulaşma, nesnel şeylerin iç çelişkilerini, yasalarını, çeşitli süreçlerin iç ilişkilerini yavaş yavaş anlayarak mantıklı bilgiye varmaktır. Algısal bilgi tek tek olaylarla, şeylerin dış ilişkileri ile ilgilenmesine karşılık, mantıksal bilgi bütüne varır, şeylerin özünü ve iç çelişkilerini açıklar.

Sosyal nitelikli çalışmalardaki bilgi edinme sürecini özetle beş boyutlu olarak kabul edebiliriz. Bunlar; tasvir, açıklama, anlama, anlamlandırma ve yönlendirmedir. Tasvir yani betimleme, görülen nesneyi veya şeyi görüldüğü şekliyle resmetmedir. Açıklama, resmedilen olgunun sebep sonuç ilişkileri ile ortaya konmasıdır. Anlama, sebep sonuç ilişkilerine nüfuz edebilme çalışmasıdır. Anlamlandırma ise, nüfuz etmenin yanında hissetme, gelişmeleri sezebilme ve bir bütün içinde yerli yerine oturtabilmedir. Yönlendirme de anlamlandırma çerçevesinden sonuç çıkarabilme, bu sonuçlara dayanarak olguları ve süreçleri etkileyebilmektir. İlk dört tanım olgunun ya da sürecin teori boyutunu ortaya koyarken yönlendirme teoriyi pratiğe bağlayan bir köprüdür.

               Algılama yani tasvir, açıklama, anlama ve anlamlandırma yalnız olgu sorununu çözerken, yönlendirme aşamasında oluşturulan teori öz sorununu çözer. Yani bilgi süreci pratik ile başlar. Pratik yoluyla teoriye ulaşır ve ardından yine pratiğe dönmek zorundadır.

                Birçok doğabilim teorisi, bunları ortaya atan bilim adamlarının sözlerine dayanılarak değil, daha sonraki bilimsel uygulamalarda doğrulukları ortaya çıktığı için kabul edilmiştir. Yine birçok teorinin yanlışlığı da pratiğin verdiği sonuç ile ortaya çıkarılmıştır.

                Doğayı olsun, toplumu olsun, değiştirme pratiğinde, ilk fikirler, teoriler, planlar ya da programlar değişikliğe uğramaksızın pek az gerçekleştirilebilirler. Yani fikirlerin gerçeğin gerisinde kaldığı sık sık görülür. Bunun nedeni, insan bilgisinin pek çok toplumsal koşulda sınırlı olmasıdır.

                Mutlak doğrunun büyük akışında, gelişmenin her aşamasındaki tekil bir süreç üzerine olan insan bilgisi, yalnızca göreli olarak doğrudur. Sayısız göreli doğruların toplamı mutlak doğruyu vermektedir. Teknik analizci de bir bilim adamı gibi çalıştığından mutlak doğruya ulaşması bilimsel açıdan mümkün değildir. Teoriyi pratiğe bağlamak için uzun yıllar gereken deneyim gerekmektedir. Ancak, görünen olgunun arka planındaki görünmeyen köklü sebepleri kavrayarak, bunun için de dinler tarihi, siyasi tarih, ekonomik, politik, siyaset sosyolojisi ve din psikolojisi gibi birbirinden ayrı görünen alanlardaki birikimleri sentez edebilen bir yaklaşımı benimseyerek tek boyutlu statik resimlerden çok boyutlu süreç algılamasına geçilebilir ve mutlak doğruya yaklaşılabilir.